Anladım ki benim şu hayatta hızlı hareket edebilmem mümkün değil çünkü kendi kendimin kural koyucusuyum. Kurallarım, kriterlerim o kadar çok ki bir blog yazısı yazmak bile haftalarımı alıyor.
Bir ayakkabı mı alacağım örneğin, başlıyorum kafamın içinde kriterleri dizmeye... Kahverengi eteğimle giyeceğim ayakkabım yok, bir babet olsa iyi olur. Ama altı çok ince olmasın, hafif de topuğu olsun ama yüksek ve ince olmasın, kaliteli olsun ama çok pahalı olmasın, üzerinde taş / pul / payet olmasın ama çok sade de olmasın, deri veya süet olabilir ama çok giyince çatlamasın vs vs... e ayak zaten 41 numara! ayağıma göre ayakkabı bulsam topuğu / süsü / kalitesi / fiyatı diye binlerce kriter giriyor devreye...
İş hayatım desen aynı terane... tüm davetiyeler jilet gibi olsun, etiketler yamuk basılmasın, herkesin önüne giden malzeme birebir aynı olsun, bir kişi de çıkıp "ne özensiz iş, etiketi yamuk basmışlar" demesin. İkram varsa tüm fincanların sapları aynı yöne baksın, gelen misafir kusursuzluğu hissetsin... Elimde olsa meyveleri bile aynı boyda seçerim de doğa kanunlarına aykırı neyse ki! Sahneden sarkan bir ufacık ipliğe takılıp akşama kadar kendimi yediğimi bilirim, provalarda nasıl gözden kaçırdım diye! 2000 kişilik etkinlikte 1 kişi yüzünü buruştursa depresyona girer, neyi yanlış yaptım diye 1 hafta düşünürüm...
Aynı şey blog için de geçerli işte. Düşünüyorum bu hafta şunu yazarım, şu resmi koyarım... Kafamdaki gibi bir yazıya ulaşana kadar yazı güncelliğini kaybediyor, ben de hevesimi. Bi kere resimsiz yazı olmayacak! İlla anlattığımı destekleyen resim olacak. Resim de öyle her türlü resim olmaz. Kaliteli, renkleri yazımı bütünleyen, gerekiyorsa çerçevesi, düzenlemesi falan yapılmış... Mümkünse dik değil de yatay (bloğun yapısına uysun diye)... Sonra yazıda yazım hatası, anlatım bozukluğu olmayacak (bilerek yapmıyorsam). Öyle ki defalarca paragrafların yerlerini değiştirdiğimi, resimleri bi aşağı bi yukarı taşıdığımı, tekrar tekrar yüklediğimi bilirim. Hele ki uzun gezi yazıları... öff yani...
Şu bloğu mecburiyet gibi değil de içimden geçenleri yazabildiğim bir günlük gibi tutmak isterdim... Yok ama mümkün değil. İşimde de başıma dert açan bu detaycı / mükemmeliyetçi / uyuz tarafım hobimi bile köreltti. Canım yazmak istemiyor artık. Biliyorum ki bi başlarsam en az 3 saat...
Bu yazıyı da resimsiz koyayım, kurallarımı yıkayım dedim :) ama tutamıyorum kendimi, dönüp dönüp yukarıları okuyorum abuk subuk cümle var mı diye, ayy deliriciiiiimmm :))
Hadi şimdi "yayınla"ya tıklıyor ve yazıyı tekrar okumadan yayınlıyorum! nasılsa yayınlandıktan sonra bloga bakıp edit'le düzeltirim hataları :) hadi kızıımm bas şu tuşaaa...
6 düşünce:
Ya şeker, sen yurt dışındayken daha sık, daha hevesli yazardın. Senin prensipler Türkiye'de şaha kalkıyor galiba:)) Tekrar yurtdışına mı yollasak ki? İnan kimse ne senin imla hatanı, ne fotolardaki ayrıntıyı ne de diğer detayları farkediyordur. Genel görünüm iyi olsun yeter. Sen kendini boşa helak ediyorsun, hem blogda hem iş hayatında:))
Hadi boşver detayları, sık sık yaz okuyalım:))
aman Ipek, bosver gitsin yahu! Icinden geldigi gibi yaz, istersen resmini de iki ay sonra koy.
Leylak Dalım, yurtdışındayken çalışmıyordum ya, sapıtacak başka maşgalem yoktu, blogla boğuşuyordum :) şimdi hem işte hem blogda ıncık ıncık uğraşamıyorum, yoruluyorum... Bir de dikkatli yazmazsam, özenmezsem sanki size (okuyanlara yani) ayıp olacakmış gibi geliyor. Süperegom biraz baskındır da benim!
Selencim, yemin ederim beceerebilsem bi salıcam kendimi... vallahi yapamıyorum :S
Sakınma kendini bizden,yabancı değiliz :)
Amaaan sal gitsin İpekçim:)) ne güzel, tatlı tatlı yazıyordun hani, özledim yazılarını. biraz da ruh haliyle ilgili sanıyorum. rahatla, gevşe, bırak kendini kollarımıza:))
yazar kaprisi yapıyormuşum gibi olmuş ama değil gerçekten :) sadece bir tespit yapıp kendimi dövmekti amacım! yine de desteği hissetmek güzel! sarın, sarmalayın beni ki yine yazabileyim :))
Yorum Gönder