İçimden hiç bir şey yazmak gelmiyor. Oysa ki babişime sözüm var babalar günü yazısı yazacağıma dair...
Bir yanda babalar günü hediyesi olarak kan kırmızı bayrağa sarılı tabutları alan babalar... Bir yanda 18-20 yaşlarında yok olup giden gencecik bedenler... istatistiğe dönen sayılar:
19 Haziran 11 şehit
20 Haziran 3 şehit
21 Haziran 1 şehit
22 Haziran 5 şehit...
Sabahları gazeteyi açamaz oldum, televizyon zaten seyredemiyorum, içim parçalanıyor. İnternet sağolsun her dakika yeni bir şehit haberi geçiyor! Ne olacak bunun sonu? Asıl bilmesi gerekenler başta olmak üzere kimse bilmiyor...
Öyle acı dolu bir babalar günü kutlaması oldu işte bizimki... Hayatlarının anlamını kaybeden diğer babaları düşünmekten kendi babama konsantre olamadım. Kuru bir "kutlu olsun"... o kadar...
Halbuki geçen haftasonu Adapazarı'nda buluşmuş, bahçemizden erik, kiraz, dut toplamış, ön kutlama yapmıştık... iyi ki yapmışız. Bu hafta hiç tadımız yoktu çünkü...
Oysa ki babam başkadır... Kendisi hem özel hayatımı, hem meslek hayatımı karartmış bir kişidir... Özellikle iş hayatımdaki mükemmeliyetçi, detaycı, kılı kırk yaran, psikopat derecede kontrol meraklısı, çok yanlı düşünüp gözlem yaparak karar veren tüm ekstrem özelliklerimi kendisine borçluyum.
Muhteşem patron nasıl olur bildiğim için kendi patronlarımı hiç beğenmem. Onun gibi patron ararım başıma! İş arkadaşlarıma yapılan haksızlıklara tahammül edemeyip çokça istifayı basmışlığım vardır.
Paraya bu kadar mı kıymet verilmez? O kadar kıymet vermeyiz baba-kız. Bu yüzden para da bizi sevmez.
Bir tek girişimci olamadım onun kadar. O da biraz kendi korkaklığımdan, çekingenliğimden sanırım. Belki de bi girişsem becereceğim ama girişemiyorum :)
Babamın ne süper bi baba olduğunu ilk işe girdiğimde anladım. Ben her akşam günün yorgunluğunu, stresini evin içine taşıyıp, önce ev arkadaşlarıma, sonra kardeşime, son olarak da eşime yansıttıkça babamı düşünüp utandım. Çocukluğumda bir kere bile hatırlamam babamın bir karış suratla gelip işteki stresini bize yansıttığını. Oysaki kendi kurduğu bir fabrikası vardı ve çook stresli işler yapıyordu. Ben kıçı kırık bir etkinlikte bana söylenmiş bir cümle için 3 gün sinir bozukluğu yaşardım. Babamsa kapının önünde ayakkabılarıyla birlikte çıkarır, bırakırdı işini... Bir de bunu beceremiyorum babiş... Hala evime gelip kapıma dayanıyor işim...
Küçükken hemen hemen her kız çocuğu gibi "ben büyüyünce babamla evlenicem" derdim. Gerçekten de gittim babamla evlendim. Daha doğrusu kocamın içinden babamın küçüğü çıktı! Bazen hayretler içinde kalıyorum benzerliklere... ve belki de bu yüzden kocamı doğduğumdan beri yanımdaymış gibi hissetmem...
Annemi ayrı eve çıkınca, babamı işe girince ve her ikisini evlenince daha iyi anladım, tanıdım. Daha tarafsız gözlerle bakmaya başladım onlara. Daha çok takdir etmeye, daha çok hayran kalmaya başladım. Çocuk sahibi olunca önlerinde diz çökeceğim sanırım.
Babiş, çok gurur duyacağın şeyler yapamadım belki şu hayatta ama bil ki hep "babasının kızı" oldum... İş hayatımda tanısan severdin beni ve işe alırdın bence :))
Bir de aklıma geldi, lisedeydi sanırım, bir şiir günü yapmıştık da sevgi konulu, ben Can Yücel'in "Hayatta ben en çok babamı sevdim" adlı şiirini okumuştum. O gün de babam gelememişti de annem gelmişti! Kadının gözünün içine bakarak da böyle şiir okunur mu?? Kendi çocuğum yapsa kafasını kırar mıyım acaba? Anne uyuz oluyor musun bana?? :))
Evet sevgili okur, bu yazımızı yazarken de kah ağladık, kah güldük... Keşke artık ağlamasak... Analar ağlamasa, ama babalar da içlerine akıtmasa gözyaşlarını... Onlara da yazık...

1 düşünce:
eminin babanız çok sevmiştir bu yazıyı
analara gelince hepsinin yeri ayrı bazen her ikisi için de onca şeye nasıl dayanabildiler dayanıyorlar diyorum ana baba olmak bambaşka olmalı
Yorum Gönder