19 04 2010

Denizli & Pamukkale Macerası

Memlekete dönerken en çok üzüldüğüm Brüksel'deki gibi / kadar çok gezemeyecek olmamızdı. E oralarda hayat güzeldi, benzin şirketten, 2 saatte 3 farklı ülkeye geçebiliyorduk, şehirlerarası trafik düzenli ve rahattı falan filan. Biliyordum ki İstanbul'a gelince frene basacaktık hep yaptığımız gibi. Bir de ben saçma sapan bir işe girince hayat durdu tabi.

Denizli'de yaşayan çok yakın bir arkadaşım var. Beyimle beni tanıştıran 2 kişiden biri. Aslında Ankaralı ama evlenip Denizli'ye yerleşecek, bir de bebiş yapacak kadar cesur bir kız! Büyük şehirden gidiyor ya, ne cesaret diye düşünüyordum başlarda. Biz Brüksel'deyken doğum yaptığı için görememiştim bebişi ve çok istiyordum Denizli'ye ziyarete gitmeyi. Bizi davet ettiler ve canım kocam benim hastalıklı ruh halimden bir an önce sıyrılmam için midir nedir hemen kabul etti :) Aşağıda göreceğiniz fotoğraflar 3-4 Nisan haftasonundan bize kalanlardır efendim...

İlk günü Denizli'ye ayırdık. Denizli malum tekstil sektöründe zirvede. Yani en azından krizden önce öyleydi. Epey zorlandıklarını, küçük ve orta ölçekli firmaların bir kısmının krizi atlatamadığını öğrendik.

Şehrin tam merkezinde bir han var: Babadağlılar Hanı. 10 katlı, ve içi ağzına kadar ev tekstili ürünleriyle dolu. Bir tek girişinde fotoğraf çekebildim çünkü içeri girer girmez gözüm döndü - ki ben öyle her sehpaya örtü örteyim, takım takım havlularım olsun diyen biri de değilim. İçimdeki Burhan Altıntop oracıkta ortaya çıkıverdi. Anneme, kayınvalideme, komşu teyzelere, ona şuna buna derken elimde koca koca naylon torbalarla pazarcı gibi çıktım handan!

Sonrasında biraz şehrin içinde dolandık, Çamlık adı verilen parka gidip yürüyüş yaptık & çay içtik. Denizli'nin etrafının bu kadar dağlık olmasına şaşırdım. Ben nedense denize daha yakın olduğunu düşünüp etrafı düz arazi olan bir yer hayal etmiştim. Öğrendik ki İzmir'e Antalya'ya yakın olduğu kadar kayak tesislerine de yakınmış. Kışın haftasonları kayağa giden Denizlililer yazın denize gidermiş. Kıskandık...

Pazar günü hedefimiz Pamukkale'ydi. Pamukkale'ye ilk ve son kez ortaokul yıllarında gitmiştim. Travertenlerin üzerinde ayakkabıyla yüründüğünü ve beyaz olması gereken traverten havuzlarının gri / füme olduğunu hatırlıyorum. Neyseki benden sonra çok şey değişmiş. Ayakkabıyla traverten bölgesine giriş yasaklanmış. Kaynak suyunun akışı planlı bir şekilde bölge bölge verilerek travertenlerin yeniden beyazlatılması başarılmış. "Demek ki isteyince oluyor" dedim Pamukkale'deki değişimi görünce.


Pamukkale'yi sadece travertenleriyle hatırlıyordum ben. Oysaki arkasında koca bir uygarlık yatıyormuş. Roma'dan kalma Hierapolis antik şehri hala ayakta duran yapılarıyla bizi şoka uğrattı!


Adam şehri kuracak yeri iyi bulmuş. Herhalde devrin en temiz uygarlığıydı bunlar. Her taraf hamam ve sıcak su havuzu...

Pamukkale'de bana en acayip gelen şey bembeyaz kar gibi görüntüsüyle soğuğu çağrıştıran havuzların içlerindeki suyun sıcak olması. Hani dağdan geliyor, bir de beyaz falan diye insanda kar suyu çağrışımı yapıyor ama elinizi bir sokuyorsunuz, oohh sıcacık :)

Ayaklarımızı sokabilirdik ama çorap, kurulanma işi falan külfet geldi... Tembellik diz boyu!

Belçika'da gezerken kocama derdim ki hep, bizim memlekette de ne cevherler var daha görmediğimiz. Dönünce mutlaka gezelim fırsat buldukça. Denizli bu sözümü tutmam açısından bir başlangıç oldu. Sırada Karadeniz, Gelibolu, Ege Adaları, Kapadokya, GAP, Antakya........ hımm çok varmış......

8 düşünce:

Leylak Dalı dedi ki...

Çok sevindim bu fotoğrafları görünce. Denizli'nin hayatımda çok özel bir yeri vardır. Ben de arkadaşınız gibi evlenip Ankara'dan Denizli'ye yerleşmiştim. Antalya'ya tayinimiz çıkana kadar 2 yıl oturdum orada, hayatımın en hoş yıllarındandı. İlk ev, ilk ayrılık, yeni iş, yeni arkadaşlar ve aileye ve büyük şehre kocaman bir özlem. Harika insanlar tanıdım ve o çirkin şehri (eskiden bir görseydiniz) çok sevdim. Hala sık sık gider dostlarımızı ziyaret ederiz ve ben her gidişimde anavatanına dönmüş gurbetçi gibi sevinirim. Demek "Babıdaalılaa İşhanına" gezdiniz. Denizli şivesiyle yazdım, bayılırım onların konuşmalarına melodi gibidir. Ay sevindim, roman gibi yorum yazdım, özür.
Sevgiler yolluyorum:))

ipex dedi ki...

Sevgili Leylak Dalı, biz de çok sevdik Denizli'yi, hatta pılımızı pırtımızı toplayıp yerleşsek mi diye de düşündük. İstanbul çok zorluyor artık beni... Şiveye biz de bayıldık, bazen ne dediklerini anlamamız 15 saniye kadar sürdü ama yavaş yavaş alışıyor insanın kulağı :)aslında çok fotoğraf çektim ama makinem bozuktu, hepsi iyi çıkmamış, bunlarla idare edeceğiz artık :) anılarınızı canlandırdığıma sevindim :) sevgiler...

Red Riding Hood dedi ki...

Çok güzel yerdir Denizli.Abimler orada yaşıyor.Fotoğraflar için teşekkürler uzun süre olmuştu gitmeyeli bir egeli olarak .
Sevgiler
A.B

ipex dedi ki...

Red Riding Hood, keşke daha çok ve güzel fotolar koyabilseydim, bir dahaki sefere artık :) svg...

elif dedi ki...

merhabalar..
hanın ününü duymuş fakat bir türlü gidememiş biri olarak fotoğraflardan sonra ilk fırsaatta ordayım:))
sevgiler..

ipex dedi ki...

Elif, şiddetle tavsiye ederim, özellikle horoz işlemeli mutfak bezlerine bayıldım :=

Bellek Kutusu dedi ki...

İpex'cim o handa ben de oradan oraya saldırmıştım, çok güldüm okuyunca:)

ipex dedi ki...

ehehe :) saldırmamak mümkün mü kutucum? kadınlık halleri işte :))

Yorum Gönder