22 06 2011

Utanç!

Bu yazının sebebi tamamen şu sağ yanda gördüğünüz misafirlerime karşı duyduğum utançtır sayın okuyucu! Biz Amerika'dayken konseptli yazı dizimi tamamlayamamakla kalmamışım bi de üstünden bir seneye yakın zaman geçmiş...

Bu süre zarfında 2 ayrı şirkette çalışan, gece gündüz oku-oku-yaz icrası yapan, hayatı sabahın körü-iş-ev-akşamın körü döngüsünün kısırlığı içinde kaybolan ve zaten olduğundan şüphe ettiğim hafızası hepten yokolan balık hafıza kişisi bugün bir aydınlanma yaşayarak blog dünyasına geri dönmüş bulunuyor!

Sevgili okuyucu, ben iletişim alanında çalışıyorum. İşim yalan dolan, kıytırık, uyduruk, alakalı alakasız demeden şirketimde olan biteni haber yapmak, ilgili ilgisiz kimselere okutmak, çalışanların şirkete aşık olmasını, çalışmayanlarınsa "ülen ben de burada çalışmalıyım" şeklinde hırs yapmasını sağlamak. E haliyle bu işi yapabilmek için ha babam yazıyorum çiziyorum. Bi yazıyı yazarken 100 kaynağı tarıyorum, okuyorum. E bi süre sonra tiksintiler, fenalıklar, darallar geliyor bana!

Son bir senede kaç kitap okudun diye bi sorsana bana mesela? Utanırım, söyleyemem! Herhalde 2 ya da 3 falan!! Bitiremeyip benimle dünyayı turlayan kitaplarım var. Utancımdan bitirdiğim kitaplarım var.

Eskiden ayda 20-25 kitap okurdum! Annemle babam dürtmese sabaha kadar okur, okulu kırar gene okurdum. Şimdi gece yatmadan 1 sayfa okuyabilmek mümkün değil, kitaba salyalarım akarak uyuyorum. Beni bu iş hayatı mahvetti...

İşimi seviyorum, mutluyum aslında. Çok çalışmaktan şikayetim de yok. Sadece yorgunluk ve uykusuzluk beni azıcık hırpalıyor. Eski performansı göstermiyor benim motor! e bu eskidi, değiştirelim de diyemiyorsun. Yaşlanmak kötü bişi!!

Ben eskiden gezi yazıları yazıyordum ya öbür blogda, sonra da TR'ye dönünce devam ettim ya güya... Heh işte ben son gezinin üstüne 35 gezi daha yaptım sanırım. Yani anlatmak istiyorum çünkü unutuyorum, ilerde bi kayıt kalsın istiyorum ama çok da üşeniyorum. E bu blogu da özlüyorum, seviyorum, bırakmak da istemiyorum. Ne yapacağımı bilemiyorum yani... Böyle içimi mi döksem durup durup?? Ama çok sıkıcı olmaz mıyım böyle de? Her gün yazacaklarım bundan farklı değil ki!! Hadi kendim için yazıyorum diyorum da kendimden de sıkılıyorum bir süre sonra. Ben en iyisi gezi / deneyim yazılarıma devam edeyim! Bu da arada böyle bi dertleşme postu olsun.

Anaam, özlemişim bu mecrayı beaa :))

12 12 2010

NY-ORL-MIA / Program

Eveet, nerde kalmıştık??!!

Efendim, biz geçtiğimiz seneyi Avrupa'nın Orta-Kuzey bölgesini arabayla gezme şansına sahip olduğumuz için memlekete döndüğümüzden beri kıta değiştirme hayali kurup duruyorduk. Öyle Amerika hayranlığımız falan hiç olmadı ama insan ölmeden bi New York'u görmeli diye düşünürdük. E gitmişken de doğu yakasını bitirir öyle geliriz diyorduk. Tabi kıtanın kocamanlığını insan gidince daha iyi algılıyor. Öyle doğu kıyısını bitirdim deme lüksü pek olmuyor insanın! Biz ancak tozunu aldık ama tekrar gitmeye değer yerler olduğunu düşünüyoruz.

Ben bizim 15 günlük programı yaparken internetten blogları ve tripadvisor tarzı deneyime dayalı siteleri hatim ettim diyebilirim. Bizim program da belki yol gösterici olabilir diye kısacık yazayım. Hem de kendim de unutmamış olayım ileride...

Bizim programı 28 Ağustos-10 Eylül olarak planlamıştık. Amaç New York'a gidip, Orlando'ya uçup oradan arabayla Miami'ye geçmek ve Miami'den geri dönmekti. Hem internetten okuduklarımız hem de çevremizdeki tecrübe edenlerden dinlediğimiz kadarıyla en mantıklısının NY'ta 5 gece, Orlando'da 5 gece, Miami'de 3 gece geçirmek olacağını düşündük. Uçak rezervasyonunu haziran başında yaptırdık. Opsiyonu uzatabildiğimiz kadar uzattık ve Alitalia ile Roma üzerinden aldık biletimizi. O dönemde en çok faydalandığımız site, orbitz.com oldu. Özellikle NY-ORL arası uçuşumuz çok uygun fiyata geldi bu sayede.

Konaklama için de çok uzun süre araştırma yaptık. NY çok pahalı bir şehir olduğu ve biz de otel yerine gezmeye para harcamak istediğimiz için çok ince eleyip sık dokuduk. Neticede bütün gün taban tepip odaya geldiğimizde iğrenmeden yatabileceğimiz bir yatak ile duş alabileceğimiz sıcak suyu olan bir duş dışındaki tüm kriterleri eledik. Bu arada çok yakın arkadaşımız olan bir çift daha vardı bu programda. Bu nedenle planlamayı hep 4 kişi üzerinden yaptık.

Sonuç olarak ağustos ayı tripadvisor.com sitesine tıklama rekorunun bende olduğunu düşünüyorum! Oteller hakkındaki tüm yorumları okuduktan sonra NY'ta Park 79, Orlando'da Hampton Inn, Miami'de Motel Bianco'da kalmaya karar verip rezervasyon yaptırdık. Otellerle ilgili detaylı bilgiyi her şehir için yazacağım ayrı postlarda vereceğim. 

Bu yolculuğu planlarken etkinlik yöneticisi olmanın faydalarını çok gördüm gerçekten. Meslek hastalığı olarak adlandırılabilecek "adım adım ne yapılacak planlaması" sayesinde karşılaşabileceğimiz bir çok problemi öngörebilmiş olduk. Biraz da içgüdülerimizin yardımı olmadı değil! Bu nedenle orada ne yapmak istediğinizin planlamasını yaparak gitmekte ve uçak-araba-otel ayarlamalarını bu günlük programlara göre yapmakta fayda var. Biz yola çıkış saatlerimizi planlarken mappy.com sitesinin mesafe-süre ölçümlerinden çok faydalandık. Bu tip detayları da önceden planlamak orada çok zaman kazandırıyor.

Gelelim şehirlere...

Her şeyden önce New York bir derya! Bizim gibi müze gezmeyi, kültürel faaliyetlerden faydalanmayı, şehri yürüyerek gezmeyi, kendini yerel halktan biri gibi hissetmeyi sevenlerdenseniz en az 1 haftalığına gitmelisiniz derim. İlk defa giden biri olarak "bi daha kimbilir ne zaman gelebilirim" mantığıyla herşeyi görmeye çalışınca akşam dışarı çıkacak enerjimin kalmadığını belirtmeliyim. Yoksa bi NY gece hayatı tecrübesi yaşamadan dönmeyi ben de istemezdim...

Orlando'da toplu taşıma diye bir kavram yok. Uçaktan inen araba kiralama katına iniyor! Ucu görünmeyen bir kat var ve yan yana onlarca araba kiralama şirketi var. İlla ki kesene göre bir araç bulmak mümkün! Biz bunu bilmeden Orlando'ya gitmiştik ama tesadüfen planımızı araba kiralama ve Miami'ye arabayla ulaşım üzerine yaptığımız için sıkıntı çekmedik. Sadece araç kiralamada bazı dikkat edilmesi gereken şeyler var, bunlar yüzünden epey vakit kaybedip sıra bekledik. Orlando sadece outlet-alışveriş ve parklardan ibaret. Yani Disney ve Universal parkları ile adı daha az duyulmuş ama ez an onlar kadar eğlenceli olan parkları planlamadan gitmemek lazım. Tabi alışveriş çılgınlığının aklınızı çelme ihtimali de çok yüksek :)

Miami, gitmişken görmeden dönmeyelim mantığıyla plana eklendi. Fırtına mevsiminde gittiğimizi yola çıkmaya 2 gün kala öğrenmiş olmamız büyük beceri ama biz oradayken doğu sahilinde kırmızı alarma sebep olan Earl kasırgasını teğet geçmemiz de bizim şansımız sanırım :)

Bu 3 şehir hakkında yazılacak çok şey var, onlar da bir sonraki postta artık :)