En sevdiğim hediyeliktir kar küresi. Hiç kar kürem olmadı, ondan belki de :)
Kar yağarken pencereden bakmaya bayılırım o yüzden. Bütün dünya(m) bir kar küresi olmuş gibi gelir.
Anneciğim bizde günlerdir. Benim peşimde helak oldu kadın. Bir yandan evin eksikleri, bir yandan işe başlamadan yapmam gereken resmi ıvır zıvır, toplanacak evraklar, yapılacak başvurular falan derken, tombilim şoför gibi oradan oraya taşıdı beni.
Bu sabah elektrik işleri için Bedaş'a gittik Sarıyer'e. Sonra da Beşiktaş'a bırakacaktı beni. Sahilden gidelim dedik.
Oh Mon Dieu! Nasıl bir güzellik...
Sahil yolu bomboş, trafik yok. Martılar çılgın gibi denizin üstünde, kıyısında... Hafiften bir güneş köprünün üstünden boğazın kurşun rengi sularına vuruyor. İnsanı ya sanatçı eder bu şehir ya aşık...
Anneme sağa çekme direktifini verdiğim gibi kardeşimle kendimizi dışarı attık. Benim elimde küçük dandik makinem, kardeşimde yarı-profesyonel bir makine aynı kareleri yakalamaya çalıştık. Bunlar benim yakaladıklarım...
İyi bir makine alıp kursa gideceğim günlerin hayalini kurdum dönüş yolu boyunca. Hiç bir iddiam yok, sadece doğru ışığı yakalamayı, doğru ayarları yapmayı öğrenip, gözümün gördüğü güzelliğin aynısını yakalamayı becersem yeter bana.
İstanbul her gün böyle sakin, trafiksiz ve huzurlu olsa gerçekten yaşanası bir şehir olurdu. Hani Avrupa'da bir senedir gezip durduğum onca yer var ya, yanına yaklaşamaz bu güzeller güzelinin... Ama biliyorum ki işe başladıktan sonra bütün fikirlerim değişecek İstanbul hakkında. Ne kötü :(
Arkası yarın yapayım: Yarın da bizim evden / siteden kar manzaraları...
